
|
|
Scorsese vs. Burton
13.03.2010
Zindan Adası.. İsminden bile türünü rahatlıkla tahmin edebileceğiniz bir film. Yönetmen koltuğunda da Martin Scorsese oturuyorsa, bir baş yapıt izleyeceğinizden şüpheniz olmasın.
Dennis Lehane’nin romanından uyarlanan film, ilk etapta çok basit bir konusu varmış gibi duruyor. Kaçması imkansız olan bir adada kurulmuş olan akıl hastanesinden bir hasta kaybolur. Bunun üzerine dedektifler Teddy Daniels (Yönetmenin vazgeçilmezi Leonardo DiCaprio) ve ortağı Chuck Aule gizemi çözmek için Zindan Adası’na gelirler. Bundan sonrası gizemi bol, gerilim yüklü bir dedektifçilik hikayesi şeklinde devam eder.
Tabi yönetmen Martin Scorsese olunca hikaye bu kadarla sınırlı kalmıyor. İzlerken geriliyor, soluksuz kalıyor, avuçlarınız terliyor ve bol bol “ters köşe” oluyorsunuz. Müziklerden kurguya kadar yönetmen ustalığını bir kez daha konuşturuyor ve filmografisindeki en iyi filmlerden birine imza atıyor.
Kısaca, karmaşık finali ile bir kez daha şaşırtıyor yönetmen bizi. Daha önce bu tip filmler izledik mi? Evet.. Ama Martin Scorsese farkını işte burada görüyorsunuz. İyi bir “eski tarz” gerilim filmi izlemek istiyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken bir yapım Zindan Adası.. (8.5/10)
Gelelim çılgın yönetmen Tim Burton’ın son filmi Alis Harikalar Diyarında’ya. Nasıl Martin Scorsese Leonardo DiCaprio’suz film yapmıyorsa artık, Tim Burton denince de akıllara Johnny Depp geliyor. Nitekim Alis’in o Çılgın Şapkacı’sı da kılıktan kılığa girme konusunda gayet başarılı, mimikleri mükemmel Johnny Depp’ten başkası değil.
Tim Burton her zamanki gibi çok renkli ve çok çılgın bir filme imza atıyor. Aynı Charlie’nin Çikolata Fabrikası gibi. Ama bu sefer 3 boyutlu. Son zamanlarda 3.boyutun, filmler için bir avantaj haline geldiğini bilen yapımcı Disney, 2 boyutlu olarak çekilen bu filmi, teknolojisi ile 3 boyutlu hale çevirmiş. Bunun da karşılığını Avatar’ın açılış rekorunu kırarak görüyor Amerika’da. (Tabi süresi daha kısa ve günlük seans sayısı daha fazla)
Filmden kısaca bahsedecek olursak; asıl hikayenin devamı niteliğindeki bu filmde Alis, Harikalar Diyarı’na geri dönüyor. Amacı, Beyaz Kraliçe’ye yardım edip hükümdarlığı, Kırmızı Kraliçe’den geri alabilmesini sağlamak. Tabi filmin çocuklara yönelik bir yapım olduğunu düşünürsek Tim Burton’ın potansiyelini kısıtlı kullandığını çok rahat anlayabiliyoruz.
Oyuncular ise çok başarılı. Gerçek hayatta da yönetmenin eşi olan, daha önceki filmlerinde de rol alan Helena Bonhem Carter, Kırmızı Kraliçe rolüne cuk diye oturmuş. Çılgın Şapkacı Johnny Depp’e söylenecek söz yok tabiki. Çok delice.. Hem masum hem de arızalı bir yanı olan Beyaz Kraliçe Anne Hathaway’de göz dolduruyor. Gerçekten karakterlere birebir oturmuş bir rol dağılımı görüyoruz filmde.
Yer yer karanlık bir atmosfere bürünse de film, başarılı bir Alis uyarlaması olmuş. Tüm çocuklara ve içindeki çocuğu kaybetmemiş yetişkinlere tavsiye edilir. (7.5/10)
Ve bir Oscar töreni daha tartışmalarla geride kaldı. Aslında arkasından konuşulacak bir sürü konu var ama kısaca fikrimi paylaşayım. The Hurt Locker filmini beğenmedim. Avatar’ın hakkının yendiği ortada. Sonuçta sinemada çığır açan bir yapım olduğu açık ve net. (En azından teknik açıdan) Ama akademi üyeleri kendi askerlerini yeren değil de öven bir filme ödül vermeyi tercih ettikleri ve tüm filmleri evlerinde dvdden izledikleri de belli.
Sandra Bullock’u ayrıca tebrik etmek lazım. Yılın hem en iyi hem de en kötü kadın oyuncusu seçilerek efsane olduğu için. Oscar töreninden bir gün önce Razzie ödül törenine katılarak, en kötü kadın oyuncu heykelciğini bizzat alma cesaretini de göstermiştir kendileri.
Bunun haricinde iki sunuculu, komik, kısa teşekkür konuşmalı bir Oscar Töreni oldu bu sene. Bakalım seneye ne gibi “farklılıklara” imza atacaklar..!?!
İyi seyirler..
Ali Erman AKYÜZ BRUEGGEN
alierman.akyuz@sinemabursa.com
http://twitter.com/aLi_eRMaN
|
|
| Adı Aşk Bu Eziyetin |
 |


|